Müzikli Toplama Kampı

1 Temmuz 2010 Perşembe


Yaşıma başıma bakmadan girdiğim işlere bir yenisini ekleyerekten geçtiğimiz günlerde Sonisphere Festivaline iştirak ettim. Sözlüklerde, forumlarda filan baya didiklenmiş; ben kısaca üzerinden geçeceğim:

-İyi müzik eyvallah ama o Slayer’ın manitu belasını versin. Müziğe, armoniye, insanlığa ve dünya barışına olan inancım sıfırlandı lan!

-Konser biletine 190 tele verip sahneyi göremeyebileceğimi hesaplamıştım ama bari ekranları 2 metre yukarı koyaydınız be! 3 aydır taksit ödüyorum Allahsızlar!

-Rammstein’ın Sahne Şovu 101 konseptli “şov nedir ne değildir; adam nasıl yakılır” dersi veren konserinde kendimizden geçtik. Bir daha gelsinler bir daha izlerim! Sezen Aksu’dan Beni Yak isimli eseri kendilerine buradan yolluyorum.

-Sonisfir maalesef sadece efendi efendi müzik dinleme yeri değildir. Aynı zamanda psikolojik ve bedensel bir sınavdır. Yemek mi yemek istiyorsun? Önce 500 metre uzunluğundaki kuyruğa gireceksin fiş alacaksın! Aldın mı? Hah şimdi bi daha kuyruğa girip yemeğini al; ziftlen. Yok öyle biramı yemeğimle birlikte içeyim. Bir şey içmek istiyorsan sıraya girecen yine! Hatta koskoca stadyumda su bitebilir; olur yani abartmanın bir alemi yok! Su yoksa bira içeceksin Allahın sıcağında … Herşeyden de şikayet edilmez ki kardeşim!

-Tuvaletler hakkında o kadar feci şeyler duydum ki 3 gün boyunca girmedim. Ter olarak attım..

-Festivalin en korkutucu figürü sanırım “ERGENLER” di. Nereden alabilmişse bira içip boş bardağı sallayıp atmak, sigara içmeye çalışmak ama elinde tutmayı bile becerememek yanından geçen insanların üzerinde basmak veya külünü serpmek, stadın ortasına kusmak, anlamsızca (ama hakkaten anlamsızca) bağırmak…

-Sevgilisine trip atan got kız en güzel duygunun insanıdır.

-Uzun yıllar sonra öksürük şurubunu kafaya diken insan görmek. Nostalji yaşamak…

-Kalabalık grupla gidip herkesi kaybetmek; kimseye ulaşamamak

-Bir tişörtün 40 TL’ye; dandik bir köfte ekmeğin 7,5 TL’ye satıldığını görmek

-Festivale gitmeden önce aman yağmur yağmasın sakın filan diyip stadda sıcaktan yağmur duası yapmak

-Elinde kapı gibi biletin olmasına rağmen gün içerisinde dışarı çıktın mı içeri girememek. İçeride satılan saçma sapan yiyeceklere mahkûm olmak; organizatörlerden kar maksimizasyonu dersi almak

-Konser çıkışı Taksim’e akıp disko disko partizani eşliğinde göbek atan “bikelamun metalci” görmek

Yine de her şeye rağmen güzel eylendik lan! Ama Slayer’ı elime verseler çok fena döverim o ayrı…

Evimizdeki Anlamsız Objeler Silsilesi Vol 2.

6 Haziran 2010 Pazar


Son zamanlarda Efes Pilsen sponsorluğunda takılıp evde tavanı dikkatli dikkatli izlemek gibi bir hobi edindiğimden, evimizdeki abuk subuk objeleri daha bi itinalı seçebilmeye başladım. Aslında bu yazı ukala ukala dolabımla duvarın arasında duran ve kapım her kapandığında düşen dallama t cetveli hakkında olucaktı. Siyasal mezunu bi kişi olarak odamda en ufak bir yeri olmayan bu cismi defetme isteğim mesleğini 15 sene evvel bırakmış anam tarafından “Bana lazım o, dursun” feveranları eşliğinde reddedildi. Hayalperest dananın teki olduğum için belki anam 60 yaşından sona bi gökdelen filan çizer; biz de ihya oluruz diye düşünerek ilişmedim kendisine ama pek yüz göz de olmadım. Merhaba-merhaba o kadar.




Neyse onu mu yazsam filan diye düşünürken bu aralar sevgiye ve ilgiye ihtiyaç duyduğumdan mıdır nedir bir anda arkadaşımın rujunun fazlasını aldığı eski makale çarptı gözüme. Bu garabet şeyi atmayıp; İstanbul Modern’e “love of science” adı ile yollamayı düşünüyorum. Üzerinde nal kadar “Artık İçimdesin” yazan bi tabelayı duvara astıklarını gördükten sonra bu eserin de orada hak ettiği yere ulaşacağına inanıyorum.

Ha bu arada buradan Google’da “entel sevişmeli porno” diye arama yapıp; ne alakaysa buraya yönlenen kişi veya kişilere seslenmek istiyorum: Resimdeki “dodak” lar bana ait değildir, abuk subuk şeyler yazıp adamın asabını bozmayın.

Emzük

30 Mayıs 2010 Pazar

Bu haftanın abuk haberi Hürriyet gazatasından:

İşyerindeki erkeği emziren kadınlar tacizden kurtulur
İslam dünyasının en itibarlı eğitim kurumlarından Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’nin Hadis Bölümü Başkanı Prof. İzzet Atiya, “Kadınlar, aynı işyerindeki erkekleri emzirirse, akrabaya dönüşür, tacize uğramaktan kurtulur” fetvası verdi. Bu şaşırtıcı fetva, İslam dünyasında tartışma yarattı”


Haberin devamında emzirme, İslam, İslam’ın emzirmeye olan yaklaşımı ile alakalı bi ton bilgi var.

Fakat bence işin aslı bizim Prof. Atiye sanırım öğrenci işlerindeki süper tatlı memeleri olan hatundan hoşlanıo…Ya da Ortadoğu birbirini emükleye emükleye kendi cinsel devrimini yaşayacak. Hayırlara vesile olsun efenim.

Rahmanlar- kişisel tarihimdeki bazı bi takım anlar

21 Mayıs 2010 Cuma

1
Bir ay kadar önce gözde insanının evinde dururken 2 kutu oyun hamuru bulduktan sonra hiçbir keyif verici madde etkisi altında olmamamıza rağmen oturup ciddi ciddi oyun hamurundan çiçek böcek yapmaya başlamak ve bir yandan Nevermind dinlemek. Yarım saat içinde yaşam enerjimizin yeşilden kırmızıya dönermişçesine azalması ve “yeter lan Kurt yıllardır derdin, kasvetin bunalımın bitirdi bizi; kendini yaktın bizi de mi yakıcan!” diye bilgisayara saldırmam..

2
5 sene önce Durakta beklerken otobüsün durmaması, arkasından koşmam, otobüsün yavaşlaması, tam ben yetişicekken tekrar hızlanması ve bu saçmalığı 2 kere filan daha yapması. Otobüsün arkasından “Dursana lan orospu çocuğu!” diye bağırmam…Otobüsün durması.

3
Taksimde takılırken, garsonun gelip Gözde insanına “Ablacığım arka masada oturan arkadaşa çok benziyonuz bi fotoğrafınızı çeksek demesi”. Gözde insanının arka masadaki kızla kaynaşaraktan fotoğraf çektirmesi; ortamda bi selebiriti tandansı yakalaması. Arka masadaki 2 kızcağızın bizi masasına davet etmeleri bizi pek bi sevmeleri. Giderkene Gözde insanının parmağındaki 1 telelik yüzüğü alıp kendi gümüş yüzüğünü vermesi. Arkalarından “yüzüğü kaptın ama o hatun varya.. sana hiç benzemiyodu” demem.
4
Lisede Moda sahilinde içmeye niyetlenip bira alızlamak ama açacak bulamamak. İçimizden birinin yan taraftaki kopillere gidip “Yaa biz bunu açamıyoruz, sizde şişe açacağı var mı” demesi, insanlık ayıbı tipin bira şişesini ağzıyla açıp; kapağı tükürdükten sonra şişeyi bize centilmence iade etmesi.
5
4 sene evvel İÜ Enez Kampında odada takılırken Sinkov ve çakmak ile oynarkene odayı yakası olmak.
6
Ne kadar oldu hatırlamıyorum Kadıköy’de dolaşırkene kameramanın birinin önümüze atlayıp “ben şimdi size ayın kalecisini soracam siz de Rüştü diceksiniz; taam mıa?” demesi. Manyak gibi “Rüştü” diyip kaçmak. Televizyona çıktığını duymak ama asla bunu görememek…Bu kadar senedir acaba nasıl çıktım diye düşünüp kudurmak.

İş Görüşmesi

14 Mayıs 2010 Cuma


Kadına Industrial Psychology, Personnel Assessment, Selection vs okuyorum demem….Kadının bana burcumu sorması…

-Öhm! Burcum ikizler ama çok güvenilir bir yöntem değil bildiğim kadarıyla horoskopa göre eleman seçmek …
-Evet ya yükseleni filan da oluyo insanın haklısın tam tutmuyo o yüzden. Aslında sende balık tipi var. Yükselenin ne?
-Akrep
-Çok dengesiz olursun o zaman sen…
-Olmam

Evimizdeki Anlamsız Objeler Vol 1.

11 Mayıs 2010 Salı

Bugün ananem 12. milyonuncu defa yayınlanan Arka Sokaklar isimli sikko diziyi izlerken yanında uzanmış gazeteleri karıştırıyor bir yandan da kaset mağduru Deniz Baykal’ın haline üzülüyordum. İşte tam insanın porno kasetinin mi olması kötü yoksa bir mağazada üstünü değiştirirken gerzek tezgahtarın “nasıl oldu canıaam” diye perdeyi açıp sizi dalyaprak ortada bırakması mı daha kötü acaba diye düşünürken gördüm onu.

Nerdeyse kendimi bildim bileli evimizin orta sehpasının üzerinde olan ne üdüğü belirsiz, çakmağımsı alet yıllara meydan okumuştu lan adeta! Evler değişti, mobilyalar değişti, insanlar öldü, annem babamı boşadı filan ama bu garabet alet bu işlevsiz godik evimizi terk etmedi. İşin en fenası da günde toplam 3 paket filan sigara içilen evimizde; şu zımbırtıyla hayatımda bir defa sigara yakıldığını görmemem.

Sanırım çaktırmadan kırıcam lan ben bunu.. çok sinir oldum şimdi!

Perma

9 Mayıs 2010 Pazar


Geçen Perşembe hayatımın en büyük hatalarından birini yaptım sevgili okur. Bir anda gaza gelip saçıma perma yaptırmaya karar verdim. 25 senedir aniden aldığım kararların hiç birinden randıman alamasam da maalesef bu denyo huyumdan vazgeçemedim. Bundan sonra arkamdan gelebilecek nesillerin selameti adına öncelikle perma şaapılma sürecini anlatayım
1. Adım: Saçınızı minnacık bigudilerle çeke çeke sarıyorlar. Bu işlem bittiğinde saçınızın 1/3 ünü kaybetmiş oluyorsunuz zaten.
2. Adım: Sarılı saçlarınıza lağım gibi kokan bir sıvı sürüyolar. Bildiğiniz lağım gibisi fazla
3. Adım: Hani kuaförlerdeki beyinemici gibi bir alet var ya işte ona sokuyolar kafanızı, alet 50 derecede 25-30 dakika beyninizi kavuruyor.
İşte bu aşamada hayatın anlamını, geçmişte yaptığım yanlışları, özümde ne kadar iyi bir insan olduğumu ama aynı zamanda kerizin teki olduğumu filan düşündüm. Kısa süreli bir aydınlanma yaşadım.
4. Adım: Sizi beyinemiciden çıkardıklarında kısa süreli bir ferahlık yaşıyor ve işlemin tamamlandığına dair safça bir umuda kapılıyorsunuz. Çok naifsiniz….kafanıza yine saçmasapan iğrenç kokulu bir madde daha sürüyorlar; bi yarım saat daha bekliyorsunuz.
Nese saçlarınızı açıyorlar ama yıkamıyorlar…. 1-2 saat sonra siz evde yıkıyorsunuz. Yani kuaförden çıkınca her şey bitmiyor. Sonuçta her şey bittiğinde evime 1995 model Harun Kolçak imajımla döndüm.

Çok pişmanım lan…..