Merak ne güzel şey...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Bu resimde görmüş olduğunuz Kevin Bacon-David Bowie kırması abi Gary McKinnon İskoç bir bilgisayar sistemleri uzmanı. Aslında okulla arası pek eyi değilmiş 17 yaşında okulu bırakıp berberlik yapmaya başlamış. Fekat sonradan tamamen arkadaş gazına gelip bilgisayar eğitimlerine filan katılan McKinnon sonunda Londra'da bir şirkette yönetici olmuş. Buraya kadar bir başarı hikayesi diyebiliriz. Hatta bırava Gericiim diyorum buradan kendisine. Fakat bu geri kısa sürede ilgisini bilgisayar sistemlerinin açıklarına çevirmiş. UFO'larla alakalı bilgilere bakacam diye ABD'nin top secret dosyalarını hacklemiş ve dünyanın en muazzam hackerlık eylemini gerçekleştirmiş...ABD'de cezası müabbet hapis ve 2 milyon dolar da tazminat. İşin en kötü tarafı Brityanya bu dallamayı ABD'ye iade etmeyi kabul etti.

Aklıma takılan ilk şey "lan bu kadar kolay mı bu sistemleri kırmak?". Ki herif dikkatınızı çekerim öyle bilgisayar mühendisi, yazılım bilmemnesi filan değil. Sonadan birkaç yerde eğitim almış. Bu durumda msn history nizi okumaya and içmiş abiniz, şirketlerde mesaisini milletin hangi sitelere girdiğini öğrenmeye adamış bilgi işlemciler filan Pentagon'u patlatabilir rahatlıkla.

Öteyandan şimdi bu gariban hayatına beberlik yaparak devam etseydi ne olurdu. Huzurlu, mutlu bi hayatı olurdu. Akşam çıkardı işinden giderdi pabına, bi kazma diş ingiliz hatun bulur ona takılırdı. Ha komşuları röntler miydi? Elbette..Çünkü merak damarlarına işlemiş pezevengin.Hatta yan daireye steteskop dayayıp dinnerdi bile. Buradan Geri nin kankalarına da seslenmek istiyorum.. Yaktınız lan çocuğun başını. Bırakaydınız kendi san'atıylan uraşsaydı.

Olmaz ya bu McKinnon şartlı veya erken tahliye olursa, süikasta filan da uğramazsa açıklar mı incelediği dosyaları?...

Bu haberden neler öğrendik peki?
-Arkadaş gazına gelmeyeceksin!
-İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya da meraktan gelir.
-UFO'lara filan fazla takılma bak Amarıga 2 dakkada harcar adamın geleceğini.

Reblog this post [with Zemanta]

All is full of love

31 Temmuz 2009 Cuma

“All Is Full of Love” coverImage via Wikipedia

Benim az işim war...
Siz bunu dinneyin...
Ben gelicem....
http://video.google.com/videoplay?docid=-1025673033973591170

Reblog this post [with Zemanta]

Damacana vs Kadın

24 Temmuz 2009 Cuma

Geçtiğimiz günlerde Bursa’da su taşıyan bir canlının asansörde boş damacanayla fiil-i zina halinde yakalandığı haberini aldık. Sözkonusu canlının damacanalarla olan ilişkisinin uzun zamandır sürüyormuş. Öncelikle buradan Bursalı kardeşlerime afiyet olsun diyor, kendilerine kuvvetli bir ağız gargarası almalarını öneriyorum. Zira ben Bursalı olsaydım alırdım. Bloglar, forumlar, haber sitelerinde bu davranış topa tutulmuş. Evet hijyen açısından iğrenç bir durum ama neden olmasın ki? Netçede şişme kadınlarda delikli plastik değil mi? Hatta bir damacananın bazı durumlarda kadınlardan daha bile cazip olduğunu düşünebiliriz. Mesela:
-Damacanalar kapris yapmaz; başı ağrımaz; dırdır etmez.
-Seviştikten sonra sarılmanızı, muhabbet etmenizi filan istemez.
-İlgi beklemez (Berkecaaan sen benimlen ilgilenmiosuan tarzı feveranları olmaz)
-Damacanaların ağabeyleri ya da babaları yoktur.
-Damacanayla aynı eve çıkabilirsiniz. Tatile çıkmanız biraz garip olur ama…
-İsterseniz koruyucu mavi bantı çıkarmadan sevişerek “bakire damacana fentezisi” yapabilirsiniz.
-Damacanaların bekaret takıntısı da yoktur zaten. Kenardan açmalı kapağı plöp die açıp kansız, acısız olayı bitirebilirsiniz.
-Hamile kalma ihtimali yoktur. Kondomsuz, kabuksuz seks yapabilirsiniz.
-İsterseniz üstüne oturmak suretiyle aktif olarak da kullanabilirsiniz (loud & proud gay arkadaşlarımızı ve bayanları da unutmadık)
-Sıkılırsanız vazo olarak da kullanabilirsiniz.
Zaten yüzyıllardır kadınlarına bir cisim ya da mal muamelesi yapmış bir kültür ve coğrafyanın insanı olduğum için yadırgamıyorum erkeklerin de “cisimsevici” olmasını.
Hamiş: Sonraki yazı:- Metrobüs ve vitrin mankenisevicilik
-10 adımda fuckbuddy nize balans ayarı yapın, lastiklerini değiştirin.
Daha gider bu….

Bütün Kızlar Otlandık Otlandık Otlandık

21 Temmuz 2009 Salı

İstanbul’da beceremediğim diyet işini burada halletmeye çalışıyorum. Malum bir Ege beldesinde bulunduğumdan her tür saçma sapan ot çeşidine ulaşımım gayet rahat. Geldiğimden beri çeşitli ot yemekleri, ızgara et, diyet peynir ve salata yiyerek yaşıyorum. Tabi buna yaşamak denirse. Lan tatile çıktığımdan beri bir top yalamuk (dondurma oluyor kendisi) yemişliğim bir bira içmişliğim yok. Ha bun a rağmen pek de bir yol alamadım ya neyse.
Öteyandan diyet aşkıyla ailemi de telef ettim. Hepsine kendi yediğim diyet yemeklerden yediriyorum; sabahın 7’sinde uyandırıp yürüyüşe çıkartıyorum. Geçen gün nenemi anneme beni İstanbul’a geri yollaması için emekli maaşından rüşvet teklif ederken yakaladım. Dayım eve beni alacaklarına bir adet montofon ineği alsalar en azından etinden sütünden yararlanacaklarını yüzüme haykırmakta bir sakınca görmedi.
Bana gelince…Açım lan! Çok açım….Kilo da veremiyorum.
Deniz börülcesi, kepek ekmeği, layt beyaz peynir, bilimum otlar ve sebzeler hepinizden nefret ediyorum! Çıkın lan hayatımdan.

Ühü! gideyim ben bir şeftali yiyeyim ara öğünüm geldi.


Reblog this post [with Zemanta]

AQ Yurtdışı

19 Temmuz 2009 Pazar

Yurtdışı ole bişey ki benim için sevgili okur. Nası anlatsamki…
Bi türlü para denkleştirip gidememektir yurtdışı. Kafana yatan bi program bulsan paranın ya da zamanının olmamasıdır, olduramamaktır. Feysbukta lisede tanıdığın eziğin Prag, Barselona, Paris albümlerine “Way mna koym!” diyerekten bakmaktır.Hiç yurtdışında bulundunuz mu sorusuna kısa ve umursamaz bir hayır cevabı vermektir yurtdışı. Hep arkada kalan, bekleyen olmaktır. Sevgilinin gitmesidir, sevgiliyi beklemektir. Sevgilinin fotolarına bakıp kewaşe Korelinin tekiylen sarmaş dolaş fotolarını görüp kahrolmaktır yurtdışı…Mna koyim yurtdışı, mna koyim Koreli kaltak.

PiEs: Bu yazı yurtdışına sevgilileri gitmiş ve göt gibi kalmış tüm manitalara ithaf edilmiştir.

2009 Plaj Modası

12 Temmuz 2009 Pazar

Bildiğiniz gibi Akçay’daki yazlık, geçici istirahatgahımdan sesleniyorum. Günümün çok büyük kısmı sahilde geçiyor. Bu sebeplen yılın pilaj modasından sizi mahrum etmeyeyim dedim.
Bu yılın modası bayanlarda bikini ve astronot kıyafetli sekindeki tesettür mayoları, beylerde haşema, genç erkeklerde de çakma Bilabong şortlar. Ha şamrel şeklindeki kocaman lastiklerle de şık bir aksesuar detayı sağlanmış. Minik yavrılarımızda ise elbette minik sevimli bikini ve mayoları görürken, tesettür tarzı mayolara da rastlamak mümkün. Ne mutlu bize nasıl ki Çernobil patlamasından sonra ülkemiz kansereden kırıldıysa, 10 yıl sonra da bir kuşak raşitizm, kamburluk, osteoporozla uğraşacak.
Plajımızda konuşulan dil Türkçe görünümlü Almanca. O nası oluyo lan derseniz. Mesela örnek cümle şeyedelim “Alp Ereeen , Efe Cankaat zaynın swanyın der ştrasse”. Bu örnek cümlede öncelikle bu isimlerin maalesef gerçek olduğunu belirtmek istiyorum, ikincisi ben Almanca bilmiyorum, ama kadın ne diye bağrındıysa (bağırmak yoluylan iletişim kuruyorlar) çocuktan çok net bir nayn geldi. Kadın “babana sölerim bacaklarını kırar ştrasse” hesabı bişiler söyledi. Veled yine naynladı. Buradaki en önemli nokta devamlı bağırarak iletişim kurmaya çalışmaları ve çok kalabalık olmalı. Aynı anda bir sürü insan yarı Alamanca yarı Türkçe olarak birbirine bağırıyor. Birbirlerini anlayamadıkça daha da yüksek sesle bağırmaya başlıyorlar.
Çocuklardan, minik yavrularımızdan söz açılmışken. Anne ve babalardan bir ricam olacak: Lütfen çocuklarımızı plaja filan getirmeyelim. Plaj onlara göre bir yer değil! Tehlikelerle dolu! Mesela tam yağlanmış güneşlenirken yanından depar atarak geçtikleri abla sinirlenip kafalarını kuma sürtmek suretiylen kıwılcım çıkarmaya çalışabilir. E kum da yumuşak bir materyal olduğundan bu biraz uzun zaman alabilir. Mesela 1 karış suda debelenen minik yavrunuz “anne bah dipten gitçem, annea dipten gitçem, aneeeaa bakmıyosun!” diyerekten bağırdığında lütfen çocuğunuza bakın. Eğer bakmazsanız aynı sinirli abla çocuğunuzun kafasını suya batırarak ne kadar dipten gidebileceğiyle bizzat kendisi ilgilenir. Hatta mümkünse siz de birbirinize bağrınmayın.
Sevgili anneler babalar bilmem anlatabiliyor muyum?

Emekli yazlıkçı

10 Temmuz 2009 Cuma

Mülakat hezimetlerimden sonra “benim için yüksek lisans bitmiştir bi daha da marmaraya gelmem!” diyerekten tası tarağı topladım yazlığımızın bulunduğu güzide bir beldemiz olan Akçay’a geldim.
Akçay daha çok emekliklerin rağbet ettiği bir yer. Yaş ortalaması baya yüksek. Otobüs yolcuları arasında 56 yaşından küçük tek kişi bendim sanırım.
Buradaki hayatım ole sizin tahmin ettiğiniz gibi sahilde şakalaşan arkadaş gruplarıyla, yazlık diskolarla, sahilde ateş yakıp etrafına oturmalarla geçmiyor. Ben de adeta bir bikalemın hayvanı gibi ortama uyum sağladım. Emekli oldum lan burada!
Sabahları 7 de kalkıp yürüyorum, eve dönüp kahvaltımı ediyorum. Sonra deniz olayına giriyorum; takılıyorum sahilde kendimi önlü arkalı döndere döndere yanmaya çalışıyorum. Sahilde de yürüyorum. Zaten buradaki hayatımın çok büyük bi kısmı adeta bir Aborjin gibi yürüyerek geçiyor. Akşamları mangal filan yapıp, okey oynuyorum. Sonra da uyuyorum.
24 yaşında sağlıklı bir genç olarak değil efkaftan emekli Mürteza bey tadında geçirdiğim bu çılgın tatil anılarım şimdilik bu kadar. Bu ay sonunda dönmezsem kafayı çizicem sanırım….