Happy Bayramlar!

19 Eylül 2009 Cumartesi

Ramazan veyahut şeker bayramınız mübarek olsun sayın ve sevgili okur. Kendimizi şekere ve karbonhidrata verdiğimiz bu güzide bayramımızda kimimiz gereksiz akraba ziyaretleri yapıp şeker komasına girecek kimimiz önceden rezervasyonunu yaptırıp güneye inecek birbirinin fotokopisi otellerde öküz gibi yiyip danalar gibi yatacak. Bu noktada “nerde efeem o eski bayramlar” filan geyiği yapardım ama yaşım gereği kendimi bildim bileli bayramlar zaten böyle. Çalışan insanın arife günü sinirli sinirli ev temizliği, iki arada alınan bayram çikolataları ve bayramlıklar, mis gibi uyunası tatil gününün sabahında yapılmaya başlanan zorunlu akraba ziyaretleri, anneyle babanın sizin tarafta çok kaldık bizimkilere ayıp oldu kavgaları, yaban akraba çocukları, sıkan iğrenç yeni ayakkabılar bi harçlık veriyorlardı eskiden onu da 2 sene önce kestiler. Şekeri kurbanı fark etmez benim için bayram iç sıkıcı ve saçma bir ritüel. Ha ne zamanki bizim bayramlarımız bir Rio Karnavalı olsun bir Mardi Gras olsun bu havada geçer o zaman şeker bayramı olur, şeker gibi bayram olur, kividen bile güzel olur!

Birileri gider birileri kalır

14 Eylül 2009 Pazartesi

Google’ dan arama yapan ve buraya yönlenen kişiler genelde 2 konuda bilgi almak istiyor. Yüksek lisans muhabbetleri ve sevgilinin yurtdışına gitmesi. Yüksek lisans konusunda yeterince kafa ütüledim zaten artık yazacak bir şey de kalmadı ama göt gibi arkada kalmak konusunda deneyimliyim. Bu engin bilgi birikimimi siz sevgili blog okuyucularıyla paylaşayım istiyorum. Belki böylecene vatana millete bir faidem dokunur.
Eğer sevdiceğinizi dünyanın bi ucuna master yapmaya, çalışmaya, Erasmus’ a uzun süreli olarak yollayacaksanız bir göz atın aşağıdaki maddelere:
• Manitanız ne kadar zaman için gidecek? 3-5 ay diyeniniz varsa lütfen bi sittrin gidin adamın asabını bozmayın. 5 ay diyo ya! Bak hala! Bir yıl ve üstü ve hatta süresi belirsiz olanlar siz kalın.
• Sype yükleyin, kulaklık mikrofon filan alın adam gibi. Evde diğer kardeşlerle didişmek istemiyorsanız kendinize özel bilgisayar edinin ya da bilgisayarı size daha yakın bir yere taşıyın. Saat farkı varsa aranızda gecenin bir yarısı kardeşinizin odasında rahat konuşup yazışamazsınız.
• Aranızda sağlam (bak gerçekten sağlam diyorum) bir güven ilişkisi yoksa gitmeden bitirin ilişkinizi. Paranoyalarla birbirinize yazık edersiniz.
• İmkanınız varsa gitmeye çalışın, gidecek kadar para bulamıyorsanız en azından para biriktirin bu parayla sevdiceğinizin bilet almasına katkıda bulunabilirsiniz.
• Kendinize yeni meşgaleler bulun, kafanızı dolu tutun.
• Sevgilisi 1 haftalığına filan şehir dışına gidecek diye ağlaşanları dövmeyin. Çok zor biliyorum ama yapmayın.
• Karşınızdaki insan yeni bir ortama adapte olmaya çalışacağı için sizinle ilgilenemeyecek hazır olun. Siz gece 3’e kadar uyumayıp bekleseniz de hep yapacak işleri, gidecek yerleri olacak. Alışın, kendinize ait amaçlar bulun, bişeyler yapın işte lan!
• Boş hayaller kurmayın. Ders notlarınız ortalamaysa, paranız yoksa, yurtdışında iş bulma şansınız yoksa. Kısacası hayatta ortalama bi insansanız onun yanına gitme hayalleri kurmayın. Sonra çok kötü kıç üstü oturursunuz.
• Gittiği için kimseyi suçlamayın.
• İnternette gittiği şehirle ilgili bişiler okuyup ona akıl vermeyin, yaşadığı ortamı sizden daha iyi biliyor.
• Ne kadar internette konuşursanız konuşun sizden uzaklaşacak ister istemez. Olayın bütün zorluğu da burada başlıyor zaten. Bunu bilin peşin peşin. Sonra üzülmeyin. Birşeyler devam ettirmek için buradakinden kat be kat fazla enerji harcamanız lazım. Bu emeği sarf edebilecekseniz, geride kalan olmak çok koyuyo olsa da devam ettirebilecekseniz, değil ikinci onikinci plana atıldığınızı hissetseniz de “bu da geçer” diyebilecekseniz devam edin.

Başka sorusu olan?

Küçük İbo


Hayatta Çaki’den bile korkunç bulduğum tek şey “takım elbise giymiş arabeskçi taklidi yapan erkek çocuğu” dur. Dün çocuklara ruh karartıcı şarkılar söylettikleri bir yetenek yarışmasında gördüm bunlardan bir tanesini. Aynı dakımelbiseli gereksiz ciddi duruş, yapmacık Urfa şivesi, ceketin kollarının azıcık uzun kalması. Sabuha’yı söyledi sanırım. Allahım küçücük bir çocuğun ağlak ağlak Saebuhaa diye bağrındığını düşünebiliyor musunuz? Feci! İbo’nun hala yetişmekte olan nesillerimiz için bir rol model teşkil ettiğini görmek gerçekten hayret verici.
Hamiş: Programdaki bir diğer korkunç unsur ise sunucu Erol Evgin’in peruğudur. Çok sinsi buluyorum kendisini sanki her an düşecek, kayacak da adamcağız rezil olacak diye içten içe geriliyorum. Yazık lan bana yıprandım.
Hamiş2: Bu yazı aslında büyüklerin dünyasına öykünen, çocukluğunu moderniteden dolayı yaşayamayan miniklerimiz filan konulu entel bir yazı olucaktı ama nası bole bişey çıktı anlamadım; kusura bakmayın.

WHY THE FUCK DO YOU HAVE A KID ?

12 Eylül 2009 Cumartesi


Sanırım 5Posta'da linkini görmüştüm bu sitenin. Türkçe meali "ne skime çocuk sahibi oldunuz" olan sitede bazı insanların asla asla ama asla çocuk sahibi olmaması gerektiğini bir kez daha anlıyoruz.

Genel olarak çocuk sevmem. Sanırım sevebileceğim tek yavru kendi prodüksiyonum olacak. Neyse bu kadar çocuk sevmememe karşın sokakta çocuğunu itip kakan, tek kolundan kaldırıp (nası çıkmaz o kol?) sürükleyen, sanki bir aksesuar gibi yanında gezdiren, çocuğunun anlattıklarını bir saniye için bile durup dinlemeyen tipleri görünce içimdeki ayıyı uyandırıp gadanallah diye üstlerine saldırasım geliyor. Hatta bu ve benzeri tipleri kısırlaştırıp üremelerinin önüne geçmek gibi faşizan fikirlerim var.Sanırım asla politikaya atılmamalıyım.

Ot Bok İşleri

8 Eylül 2009 Salı


Boşluktan kendimi dizi ve film izlemeye verdiğimi daha önce belirtmiştim. 2 hafta içerisinde ananla nası tanıştımın, 1 hafta içinde de Weeds’in yayınlanmış tüm bölümlerini izledim (aferin bana!). Weeds’den bahsedicem şimdi. Sanırım Türkiye’de Digiturk kanallarından birinde yayınlanıyor. Zaten işlenen konular itibariyle ulusal kanalların herhangi birinde yayınlanma ihtimali yok. Konu demişken kısaca özet geçiyim. Kahramanımız Nancy kocası ve 2 oğluylan banliyödeki evinde mutlu mesut bir hayat sürerkene kocası ölür; kendisi de çoluğunu çocuğunu ite köpeğe muhtaç etmemek için saçını süpürge ederekten ot satmaya başlar. Evet ot! Yan karakterler olarak nevrotik ve bağımlı bir komşu, komşunun kıçına raket sokulmasından hoşlanan avukat kocası, bu çiftin 10 yaşında lezbiyen olmaya karar veren kızları ve kafası her daim beton gezen bir muhasebeci görmekteyiz. Eve gelip yerleşen eşek sıpası Andy ismli kayınçosunun da diziye katılımıylan beraber olaylar gelişir. Burada Andy karakterini açmak istiyorum. Neşeli Günler’ de Şener Şen’in oyandığı bir kayınbıradır Ziya Karakteri vardı. Onu düşünün şimdi onu binle filan çarpın heh işte bir tane Andy elde etmiş oldunuz. Ama ne yapsa kızamıyoruz bu şerefsize çok sevimli çünkü. Dizi Amerikan ve savaş karşıtı, eşcinsel haklarını savunan falan mesajlar da veriyormuş gibi yapmıyor da değil hani ama bildiğin kara komedi aslında. Otun aslında ne kadar doğal, pardon organik bir uyuşturucu olduğunu defalarca yineleyen prensip sahibi torbacı Nancy ablamız asla koko ya da eroin satmıyor (no kemikıl). Boka bastığı bi durum olursa sorununu karşısındakine vererek çözüyor(savaşma seviş).
Kısacası özetten anlayabileceğiniz gibi (ikiyüzlü) Türk aile yapısına aykırı ve (hala tv programlarını feyz alarak değer yargılarını geliştiren) gençlerimizin gelişimine de zararlı bir unsur teşkil eden bir dizi. Bizim gibi Tarık Akanlı, Ahu Tuğbalı "cıss uyşturucu" konseptli yapımlarla büyümüş bir nesle 2 numara büyük sanırım.Diziyi izlerken aklıma geldi aslında Ahu Tuğba'nın dekolte vererekten "beyağağğz, noolur bi damlacık beyağz" diye kriz geçirdiği sahneler.
PiEs: Nacy yani Mary Louise Parker tahmin edebileceğiniz gibi bu resimdeki hatun. Kendisi 40 küsur yaşında, kolumu kemirmek istiyorum sayın okuyucu, insan mıyım lan ben!.


Reblog this post [with Zemanta]

Yüksek Lisans İşleri

2 Eylül 2009 Çarşamba

Bugün aldığım bir haberle İstanbul Üniversitesi’nde girmiş olduğum mülakattan babayı almış bulunduğumu öğrendim. Yarın Marmara’ya gidip Organisational Behaviour’a kaydımı yaptırıcam. Şu mülakat maceralarımdan çıkardığım yegane sonuç ülkemizde bilim adamı olsun, akademisyen olsun yetişmesinin saçma sapan bir süreç olduğudur. Mesela dün Yıldız Teknik’te yine işletme bölümü için mülakata gittim (henüz sonuçları açıklanmadı 11 Eylül’de açıklanacak) sabah 10’dan akşam 5’e kadar tam 7 saat boyunca mülakat sıramın gelmesini bekledim. Hava yağmurlu olduğu için yolda baya ıslandım, beklediğimiz fakültede oturacak fazla yerler yoktu uzunca bir süre ayakta kaldım. Zaten bir süre sonra da mülakat filan anlamını yitirdi gözümde, biran önce her şeyin bitmesini; sıcak kuru evimde uzanıp çay içmeyi istedim. Sonra çevreme baktım bu insanların bir kısmı ilerde üst düzey yönetici, akademisyen filan olacak, bazıları resmi görevlere atanacak. Herhangi birisi değil bunlar 4 sene bir üniversite de okumuş daha da üzerine okumak isteyen adamlar; ülkeye kaçak girmeye çalışan mülteciler değil! Sıram geldiğinde bana babamın ne iş yaptığını sordular….neden diplomat olmadığımı sordular. Çok kolay bir şeydir zaten diplomat olmak; gidersiniz dış işleri bakanlığına “ben uluslarrasssı ilişkiler okudum yapın beni bi forın ofisır” dersiniz. Onlar da “Oooo Simen Hanım bizde sizin mezun olmanızı bekliyorduk, hemen yarın Zürih’te maslahatgüzar olarak görevinize başlayabilirsiniz. Kusura bakmayın başkonsolosluk vericektik ama bir yoğunluk var bu aralar ama sizi en kısa sürede New York’a aticaz zaten siz burada az takılın.” derler. “Bu muydu lan?” dedim. İşte güzel memleketimin ilerdeki bilim adam ve kadınları böyle elit eleminasyonlardan geçiriliyor.
Ben giremedim diye bok atıyorum gibi oldu ama doldum artık. 3 okulda mülakata girdim çeşit çeşit adamın karşısına çıktım. Artık kendimi PopStar’a çıkan tipler gibi hissediyorum. Beynim karşımdakini memnun etmeye çalışan orospu bir yazılımla çalışmaya başladı. Acaba ne desem beni beğenirler? Ne desem hoşlarına gider? Benden istedikleri cevap ne? ” Evet sayın jüri üyeleri allah kahretsin ki uluslarassı ilişkiler gibi dandirik bir bölümden mezun oldum. Bu eksiğimi hemen fark edip işletmeye yöneldim. Zaten ezelden beri işletmeci olmak istemişimdir. Ama zannetmeyin ki ben sadece kariyerime bir artı olsun diye yüksek lisans yapmayı istiyorum. Akademik olarak da gelişicem ben hem ordinaryus profesör, hem Koç Holding’e genel müdür olucam. İngilizcem Harlem’de torbacı, Rusçam Kiev’de dilenci olacak seviyede. Bu arada zahmet etmeyin ben eğildim ayakkabılarınızı yalamaya başladım bile.”
Ben sadece yüksek lisans yapmak istemiştim. Bunun için ALES, KPDS gibi sınavlara girdim, gereken süreler içerisinde başvurumu yaptım, gereken başvuru ücretlerini yatırdım. İstenilen zamanda istenilen yerde oldum, mülakatlarda resmi giyindim, şirin ve sıcakkanlı oldum ama bazı şeyleri istemek ya da çok istemek yeterli olmuyor bazen.


Reblog this post [with Zemanta]

Yeme İçme Olayları

28 Ağustos 2009 Cuma

Değişik restoranlarda zıkkımlanmayı seven bir kişiyim ben. Merak ettiğim bir yer varsa yemez içmez para biriktiririm oraya gitmek için. Bugün bir arkadaşım benden birkaç restoran tavsiye etmemi istedi. Aşağıdaki listede yemekten sonra pantolonumun üst düğmesini açmak zorunda kaldığım mekanların adını görebilirsiniz. Tamamen lezzet odaklı bir listedir.Eşiyle gideceği bir yerler aradığı için sadece restoranları yazdım; büfe, seyyar satıcı ve kahvaltı olayına hiç girmedim. Bu sebeple bir liste daha yaparsam adı “pislik ve lezzetin doğru orantılı olduğu yerler” olacak.

-Adana Kazancılar (http://www.adanakazancilar.com) Adanası süper, gerçekten süper!
-Ranchero (http://www.ranchero.com.tr/) Metata yiyin, nachos ları da mükemmel
-Göztepe Et Lokantası (http://www.goztepeetlokantasi.com) Fix menüleri var özel günlerde tercih edebilirsiniz.
-Il Padrino (http://www.ilpadrino.com.tr/restaurant.html) Sarımsaklı ekmekleri güzeldi
-Go Mongo (http://www.gomongo.com.tr) Değişik burası, gidince anlarsınız 
-Hacı Abdullah (http://www.haciabdullah.com.tr) Beğendili kebap ve ayva tatlısı
-El Torito (http://www.eltorito.com.tr/) Combo tabakları güzel, her şeyden tadabilirsiniz hatta iki kişi filan doyar o tabaklarla- tabi ufaltmadılarsa
-Et’n More (http://www.etandmore.com/) haftasonu gitmeyin, gerçekten gitmeyin
-Chilli’s (http://www.chilis.com.tr/) Burger ve steakleri muazzam
-Sait İskender (http://www.saitiskender.com.tr/) İskender ve dondurmalı irmik helvası
-Kanaat (www.kanaatlokantasi.com.tr/) Yapsrak sarma ve ayva tatlısı (evet ayva tatlısı seviyorum ben)
-Çiya (http://www.ciya.com.tr/) Falafeli ve kabak tatlısını deneyin
-Casa di Moda (bunun sitesi yok sanırım)
-Günaydın (http://www.gunaydinet.com/tr/subeler.php?sube=s12) İstinye Park’daki steak house olan,
Hamiş: Burjuva değilim ben, oburum… Böyle böyle dobalak oldum zati….Ayrıca işsizim ve param yok
Hanimiş: Unuttuğum yerler olabilir, ilk aklıma gelenleri yazdım hak geçmesin